18 Temmuz 2011 Pazartesi

Bu Nasıl Kongre

Lüleburgazspor 2 Temmuz ve 9 Temmuz'da toplanan kongrede başkanını seçemedi! Bu nasıl bir sahipsizliktir anlamadım gitti. Siyami Aslan başkanlığı bırakabilir...Ölene kadar bu kulüpte başkanlık yapacak hali yok herhalde!
Küme düştüğümüzde bile bu kadar sahipsiz değildi bu takım! Şimdi neler oluyor, kongreye 14 kişi katılıyor.Pes!

1 Temmuz 2011 Cuma

Sivası Unutturma!

"siz sayın devlet yöneticileri nasıl ki 18 yıl önce günler öncesinden planlanan kalkışmanın piyonu olan binlerce kişinin 35 insanı diri diri yakışını 8 saat boyunca eliniz kolunuz bağlı izlediniz, öyleyse bugün orada kayıplarının yasını tutan birkaç yüz kişinin otelin önünde toplanarak karanfil ve türkülerle acılarını paylaşmalarına ve o meşum günü hatırlatmalarına mani olamazsınız!

siz ki cumhuriyet tarihinin en insafsız ayaklanmalarından birinin temelinde yatan bu ortaçağ zihniyetine göz yumdunuz, siz ki bu katliamın ardından adil bir hukuk süreci işletmediniz, sadece kalabalıktan göstermelik olarak topladığınız sanıkları yargıya taşıdınız, elebaşlarının örgüt liderlerinin peşine düşmediniz, siz ki ‘sözde’ aranan firari sanıkların t. c. sınırları içinde evlenmesine, askerlik yapmasına, ehliyet almasına olanak sağladınız, siz ki bir insanlık suçunu zaman aşımı ile yüzyüze bırakacak altyapıyı sağladınız, siz ki 18 yıldır eyleme geçen cehalet ile savaşmadınız, sivas katliamının ardında kalan karanlıkları aydınlatmadınız! öyleyse bugün bu insanların senede sadece bir gün -o da kendi başlarına geldiği için- toplanmalarını yasaklayamazsınız. o günü tekrar yaşamak bile ne kadar ağırdır bilir misiniz?

sizin hiç babanız yandı mı? hiç evladınız öldü mü? siz kimi o otelden uzak tuttuğunuzun farkında mısınız? oradan uzak tutamadıklarınızı adaletten uzak tutmayı pekâla biliyorsunuz.

sivas’ta deprem ya da sel gibi bir doğal bir afet yaşanmadı. orada gözü dönmüş bir kalabalık insanları öldürdü. "olaya insan merkezli baktığımız için hiçbir ayrım yapılmadı" diyemezsiniz. orada insanlar tesadüfen ölmedi. onları öldürmeye kalkanla öleni bir arada anamazsınız. madımak binasının yerine talep ettiğimiz utanç müzesini kurmaktan özenle kaçınıp sözde ‘bilim ve kültür merkezi’ kurmanız kabul edilemezken orada -hele bizlerin izni olmadan- kayıplarımızın isimlerini kullanamazsınız. saldırganla mağdurun adını birlikte yazmak şuursuzluk ya da aymazlık değildir. bu bilinçli yapılmış bir tercihtir. meydan okumadır, gözdağı vermektir, kudret gösterisidir, vicdansızlıktır, hakarettir, saygısızlıktır. derhal ama derhal babam metin altıok’un adının oradan kaldırılmasını talep ediyorum. 18 yıldır duygusal sebeplerle sivas’a adım atmadım. sadece bir utanç müzesi ya da bir insanlık anıtı yapılırsa gideceğimi söyledim. şimdi gerekirse oraya gider o plaketi sökerim. beni buna mecbur etmeyin. bir zahmet siz kaldırın. hemen!

siz basın mensupları, köşe yazarları sizin sivas katliamının anılmasına itirazınız olamaz. sizlerin toplumsal sorumluğu var. ülkemizde çok gerilerde olan eğitim sisteminin gelecek kuşaklara aktarmakta yetersiz kaldığı noktada yakın tarihimizin karanlık olaylarını tekrar tekrar hatırlatmalısınız. kapkaranlık tablonun açmazlarının üzerine gitmeli, gerekli yasal süreçlerin doğru işlemesi ve adaletin yerini bulması için baskı oluşturmak zorundasınız. sivas 93 anılacak, hatırlanacak ki orada susturulan aydın insanların sesi gelecek kuşaklara ulaşabilsin. bu ülke geçmişiyle doğru anlamda yüzleşebilsin, alınacak dersler alınsın.

lütfen sivas’ta yaşanan vahşeti yazın, hatırlatın. dava sürecinin önemli kırılma noktalarını takip edin, aktarın. örgütsüz olduklarını söyleyerek ceza indirimi alanların örgütlü suçlara tanınan haktan yararlanmak için başvurmalarındaki çelişkiyi, kaçakların iade istemlerinin avrupa ülkelerinden doğru taleplerle yapılmayışının takipçisi olun, insanlık suçlarının zaman aşımına uğramasına direnin. dünyada kabul görmüş uygulamalara emsal teşkil eden kararlara yer verin. sivas katliamı sanıklarının avukatlarından kaçının milletvekili olduğunun bilançosuna dikkat çekin. neden mağdur avukatlarının böylesi kariyer patlamaları yapmadıklarını düşündürün. ve son olarak lütfen her yıl sadece 2 temmuzdan bir gün önce arayıp duygularımızı sormayın. bizim duygularımızı tahmin etmek hiç zor değil. etkili haber için gözyaşlarımızın, acılarımızın peşinde koşmayın, gerçekleri yazın yalnızlığımızı, çaresizliğimizi yazın. dile kolay 18 yıllık süreci yazın, yanımızda olun ki bir şeyleri değiştirebilelim. sizin bizim duygularımıza değil bizim sizlerin ve toplumun duygularına ihtiyacı var. bunu unutmayın!

Zeynep Altıok Akatlı - Metin Altıok'un Kızı

13 Haziran 2011 Pazartesi

10 Haziran 2011 Cuma

A Milli Takımda Bir Lüleburgazlı



Çoğu zaman futbola fazla dalıyoruz ve bazı önemli haberleri atlıyoruz. Az önce öğrendim. Kadınlar Hentbol A Milli Takımı'nın kalecisi bir Lüleburgazlı:Sevilay İmamoğlu Öcal.

1984 doğumlu Sevilay her ne kadar hentbola sol kanat oyuncusu olarak başlasa da, zorla kaleci yaptırılmış antrenörü tarafından ve İzmir Büyükşehir Spor'un vazgeçilmez oyuncusu olmuş! Ve geçen yıl da müzesinde 8 tane Şampiyonlar Ligi kupası bulunan Avusturya'nın HYPO Bank takımının teklifini, ülke aşkı yüzünden reddetmiş.

E biz bundan nasıl haberdar olduk. NTVSPOR sayesinde. Yarın 18.00'da Kadınlar A Milli Hentbol Takımı, 2011 Kadınlar Dünya Şampiyonası play-off finali rövanş maçında Hollanda ile karşılaşacak. Maç NTVSPOR'dan naklen yayınlanacak.

Not: Sevilay hentbola Lüleburgaz'da başladığını daha sonra İzmir'e geçtiğini söyledi. Çok merak ediyorum hocası, takımı kimdi? Bilen varsa paylaşsın bizimle.

3 Haziran 2011 Cuma

Haziran'da Ölmek Zor


gelsene dedi bana
kalsana dedi bana
gülsene dedi bana
ölsene dedi bana

geldim
kaldım
güldüm
öldüm

Nazım...

Bıraktım acının alkışlarına 3 Haziran 1963

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Wembley Rol Çalıyor

Tam 5 final oynanmış Wembley'de, bu akşamki de 6.'sı.Stadın yeni hali ve yüzüyle ilk Şampiyonlar Ligi Finali... Kimler geçmedi ki bu sahadan, aşağıdaki fotolarda çok tanıdık yüzler göreceksiniz.


1963 Benfica-Milan


1968 Manchester United-Benfica


1971 Ajax-Panatinaykos


1978 Liverpool-Brugge


1992 Barcelona-Sampdoria

Fotolar:Theguardian.co.uk

26 Mayıs 2011 Perşembe

Siz Yine de Büyüksünüz


Koskoca bir sezon, oynanan 34 maç ve Play-off finali oynamak! Başarılısınız bizim için... Çünkü bizler koskoca bir kentin yalnız bıraktığı aslan gibi bir takımız! Arkamızda işadamları,sanayiciler, lobiler yok!Her yerde her zaman göz ardı ediliyor, yok sayılıyoruz! Saha içindeki mücadelenize, saha dışındaki bu mücadeleleri de yaptığınız için başarılısınız! Tebrikler çocuklar... Seneye kaldığınız yerden devam edin biz sizi hep destekleyeceğiz!

Foto:Lüleburgazspor Fanpage'den alınmıştır.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Savaşmaktan Korkma!


Sezonun son maçı. Şampiyonluğa kalan 90 dakika! Size inanıyoruz. 16 sene sonra hazırız.

Allah utandırmasın artık!


26.05.2011
Ankara 19 Mayıs Stadyumu
Saat:19.00

Vurduğunuz gol olsun!

24 Mayıs 2011 Salı

Finaldeyiz Aga!


Bir adımla başlıyor herşey sanırsam. Ankara yolu da Hatay'ı 4-0 yendiğimiz maçla başladı.

Maç için Ferit'le buluştuğumuzda pek maç havamız yoktu. Hatta ne yalan söyleyeyim stada girene kadar yine yoktu. Ama ne zaman ki 19 Mayıs çimlerinde Burgaz'ı gördüm kalbim çıkacak gibi oldu. Bu arada maçı en güzel yerde izlememizi sağlayan Ferit başgana sevgiler saygılar. Cavcav başkanımla beraber izledik :)

Maç için çok bişey demeye gerek yok. Zaten maçlarla ilgili yazmayacağımızı söylemiştik. Mehmet Uzun'un golüyle kazandık. Son saniyeler harici pozisyon vermedik. Önümüzde son bir maç kaldı.

İnanıyoruz. 16 yıl sonra Şampiyon olacağız!

22 Mayıs 2011 Pazar

Sana İnandım Koştum Geldim!


Allah utandırmasın bu saatten sonra...


23.5.11

19 Mayıs Stadyumu

Saat: 17.00

16 Mayıs 2011 Pazartesi

İlk Maç

TFF internet sitesinden play-offların yeri ve zamanı açıklandı:

Lüleburgazspor-Nazilli Belediyespor maçı, 23 Mayıs 2011 Pazartesi günü; Ankara 19 Mayıs Stadı'nda saat 17'de oynanacaktır.

15 Mayıs 2011 Pazar

2.lige Yükselmeye 2 Maç Kaldı



Ve Lüleburgazspor 2.lige yükselme maçları oynamaya hak kazandı!

Uzun soluklu ve yorucu bir sezonun son maçıydı Bayrampaşa maçı... İddiamız da olunca, güzel bir bahar öğleden sonrasında düştük Babaeski yollarına... Yüzlerce Burgazlı da yollardaydı. Bu maçı alacaktık başka yolu yoktu ve aldık! Maçla ilgili teknik bir şeyler yazmak,eveleyip gevelemek olur. En iyisi şöyle bir şey yapalım:

Maçın En İyisi: Menderes! Sakat sakat 60 dakika sahada kalan ve görevini en iyi şekilde yapan, formasının hakkını verip sonuna kadar terleten bir Menderes. Umarım Beşiktaş senden bir gün faydalanır.

Maçın Kötüsü: Kötü yoktu ancak vasatın üstüne çıkamayan bir Serdal vardı sahada!

Maçın İşgüzarı: Babaeski polisi ve çevik kardeşleri. Sahadan pankart sökmek, anlamsız bir şekilde taraftarları bir süre stada sokmamak, jop çıkartıp adam korkutmak... Say say bitmez. Her zaman olduğu gibi yolda kaldınız emniyet!

Maçın Kaybedeni: Bir kez daha görüldüğü üzere Siyami başkan ve ekibi. Üstünde hiçbir hakaret yazmayan; "savaşmaktan korkma" pankartını sökenlere dur demediler. Az önce aldığımız habere göre de, taraftlarını geride yüz üstü bırakıp; kamyon kasalarında Lüleburgaz'a dönmek zorunda bırakmışlar! Aferin size...

Maçın Güzeli: Takımını hiçbir zaman bırakmayan Lüleburgaz taraftarları! Bugün çok iyiydiniz.

Şimdi sıra 23 mayıs'ta başlayacak play-offlarda. Rakip Nazilli belediyespor. Kendi sahamızda yenmiştik! Finalde neden olmayalım...

Haydi çocuklar 2.lige 2 maç kaldı!

(foto by Kağan Çeviker)

İnanıyoruz! Güveniyoruz!


Maç sonu hep beraber sevinelim! Allah ne verdiyse eğlenelim, bağıralım! Saldırın be!

15:30

Babaeski 100.yıl Stadı!

Allahım sen utandırma bizi bu saatten sonra.

13 Mayıs 2011 Cuma

Bize Yakışmadı


Kendi atkımıza bir söz yazdırdık yaptırırken. Welcome to Europe diye. Biz bunu oraya yazdırırken gerçekten bu şehirin farklı olduğuna inanarak yazdırdık.

Bu son haftaya geldiğimizde aramızda sorun olan Bayrampaşa taraftarının maça gelmesi engellendi. Bu kadar ileri düşüncede olan, insanların düşüncelerini özgürce dile getirebildiği bir şehire yakışmadı. İnsanların takımlarını izleme hakkını ellerinden almak en basitinden özgürlük kısıtlamasıdır.

Futbol rakiple güzel, seyirci ile güzel. Bayrampaşa da taşlanan otobüslerde bende vardım. Ama ne olursa olsun bu maçta rakip seyirci de olmalıydı.

Maç afişini yarın koyarız. Bloggerda olan bakımdan dolayı bu yazıyı anca yazabildim. Bu yazıyı yazmasaydım vicdanım rahat etmezdi.

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Maradona by Kusturica


Emir Kusturica'nın Maradona için çektiği belgesel. Seyrettikçe bu adamın nasıl bir futbolcu olduğunu anlıyorsunuz ve her saniye tekrar hayran oluyorsunuz. Ama filmin sonlarına doğru Diego bir laf ediyor ki orada işte ahh diyorsunuz ah...

-Düşünsene Emir hiç uyuşturucuya bulaşmasaydım nasıl bir futbolcu olurdum?

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Şimdi Bizim Zamanımız!


Anladım ki susmak bir cüsse işi,derin denizlerin işi...
Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor,
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar.
Anladım ki derin ve esrarengiz olan her şey susuyor,
Anladım ki susan her şey derin ve heybetli...

Şems Tebrizi

8 Mayıs 2011 Pazar

Malatya'dan da Hükmen 3 Puan

Sezonu kapatan ve ligden düşmesi kesinleşen Malatyaspor maçından hafta içi 3-0 hükmen galibiyet ve 3 puan aldığımız açıklanır! Şu anda oynanan diğer maçların sonuçlarına göre de, haftaya Bayrampaşa maçı daha da kıymete binebilir...

Saldır Burgaz...

3 Mayıs 2011 Salı

1 Mayıs 2011 Pazar

1 Mayıs



Herkesin bayramı kutlu olsun...

Her şeye inat, yine meydanlarda binlercesi; durduramazsınız hiçbirini...

Sonu Şampiyonluk Olsun!



Maçlarla ilgili birşey yazmıcaz dedik. Önemli de değil artık. Kazandık mı? Kazandık. Yukarısı puan kaybetti mi? Kaybetti!

Allahım bitmesin bu rüya! Sonu şampiyonluk olsun!

29 Nisan 2011 Cuma

Son 3


Maç sonunda ve sezon sonuna kadar her maç sonunda bu sevinci yaşamak dileğiyle.

30 Nisan Cumartesi

Babaeski Stadı

Saat 15:30

Lüleburgaz-Diyarbakır Kayapınar!

24 Nisan 2011 Pazar

Azimli Kızanlar

Bursa'ya bazı sebeplerden dolayı gidemedim ama gidenler geldiklerinde yazarlar maçı. Biz bilgisayar başında maçı yenildik diye bırakmışken, sahadakiler bırakmamış ve son dakikada 1 puanı kapmışlar.

Nilüfer:1 Burgaz:1

Şimdi 3 maçta 9 puan zamanı.

Maç yazısı Ferit başkandan bu sefer. Tıklayıp gidebilirsiniz.

17 Nisan 2011 Pazar

Uçuyoruz Ne Güzel Kamikaze


Son maça kadar kimseyi eleştirmek yok. İnanç var artık. Şampiyonluğa inanıyoruz!

Lüleburgaz:2 İnegöl:0

10 Nisan 2011 Pazar

İnegöl Maçı


Sezonun belki de en kritik maçı İnegöl maçı. Yenersek şampiyonluk potasına dahi girebiliriz. Onun için bu maçın öyle ya da böyle Burgaz'da oynanması gerekiyor!

Sizden tek istediğimiz bu Sayın Başkan. Stadı doldurmayı bize bırakın. O gün stadda 2.500 kişi olucak size söz olsun.

İsyan

30 Mart 2011 Çarşamba

Emrah Serbes'ten Biraz

...
-Apartman girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?
-Hangisini?
-Otomatik yanan, sensorlu lamba.
-Hayır.
-Komşu görmüş,yalan söyleme.Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.
Önüme baktım.
"Neden kırdın?"
Cevap yok
"Hasta mısın evladım? Söyle bana,neyin var, neden kırdın lambayı,yapma böyle..."
"Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?"
"Lamba senden değerli mi evladım, lambanın amına koyayım,lamba kim?Yöneticiye de dedim.lambanızı sikeyim,kaç paraysa veririz.Sen değerlisin benim için."
"Beni görünce yanmıyordu baba."
"Nasıl ya?"
"Görmezden geliyordu,yanmıyordu. kaç sefer yok saydı beni."
"E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor."
"Hadi ya! Sahiden mi?"
"Evet. Ucuzundan takmışlar.Bizimle bir alakası yok!"

Babama sarıldım, yıllar sonra. (s.141)

Emrah Serbes/Erken Kaybedenler (Kimi Sevsem Çıkmazı öyküsünden.)

Onu Anmak Savaşmaktır...

Kızıldere'de katledişlerinin 39. yılı...

Eskiler Yeniler, Hiddink'in Kafası Hala Karışık


Bu İstanbul trafiğinde önemli zamanlarda istediğin yere yetişmek imkansız gibi bir şey! Maslak'tan 18.30'da çıkıp 20.30'daki milli maça zamanında yetişemedik. Maçın ilk 30 dakikası yok yani bende! Radyodan dinlemeye başladığımız (üstelik stadı yarım saat boyunca sıkışan trafikte izleyerek) maçın ilk 10 dakikası çok baskılı olmuş(tu.) Ancak biz stada girdiğimizde Arda golü henüz atmıştı. O yüzden o hengamede maçı anlayana kadar ilk yarı bitti. İlk yarı bitmesine yakın, ortasahada bir şeyin eksik ya da yanlış olduğunu düşündüm ama çözemedim tam olarak! (Bu arada ilk yarıda yağmur çok tatlı yağıyordu.)
İkinci yarı başlarında sorunu çözdüm. Hiddink selçuk ve Nuri'yi defansif ortasaha olarak başlatmıştı ancak maçın devamında Nuri'yi biraz ileri çekerek, ortashaha kurgusunda değişiklik yapmış. Haliyle bu kourgusal değişiklik iki oyuncu arasında sık sık top kaybına yol açtı maç boyunca... Ancak mehmet'in bu ikili önünde, daha serbest oynaması; ortasahada zaman zaman boşluklara yol açtı. İkinci yarı stresin arttığı dönemde Allah'tan Avusturya tehlikeli ataklar yapamadı ve bizim de işimize yaradı bu çünkü 70'ten sonra ortasaha direncimiz gittikçe zayıflamış, kanat hücumcuları Hamit ve Arda oyundan düşmüştü. İkinci gol semih'in çok güzel pasında, doğru yere hareketlenen Gökhan ile geldiğinde Avusturya maçı çeviremeyeceğini anladığında, kemik sesleri çıkartmaya başladı. Penaltı ise doğru karardı. ne olursa olsun koşan oyuncunun önüne kolunu çıkartmayacaksınız. Akıllı hücumcu tabiri caizse penaltıyı böyle alır. Tabii Volkan'ın doğru köşeyi bulması ve penaltıyı çıkartması da; onun yeteneklerinin bir gösterisiydi. (Bir de karakteri zayıf olmasa Volkan'ın..)

Maçtan önce kadroya baktığımda erken yorumum; milli takımın formsuz oyuncuları (Arda,Hamit ve Hakan) ile yenileri ile zorlanabilecği yönündeydi. Nitekim Arda Ve Hamit'in 60'tan sonra oyundan bariz bir şekilde düşmeleri, Hakan'ın kademe hataları ve oyuncuları kaçırması bu yorumumu haklı çıkardı!

Hiddink'in kafası karışık ancak formsuz oyunculara sırf güveniyor diye bu kadar şans vermesi doğru değil! Nitekim milli takım en formda ve en iyi oyunculardan oluşmalı bana göre... Nasıl ki bugün 2 yeni oyuncumuzun sahada olduğu bir milli takım izlediysek, formsuzlar da kenarda oturmalı. Ve bence en önemli eksikliği Hollandalı'nın oyunu Nuri üzerinden kurmaması... Dortmund'da ortasahanın ortasında, ileri yönelik bir oyun oynuyorsa; milli takımda da aynı şekilde oynatılmalı.Elimizde böyle bir değer varken defansif ortasaha pozisyonu Nuri'nin yeteneklerini kısıtlıyor!

Son olarak, bugün tribünler müthişti (demek ki isteyince oluyormuş) sahaya yabancı madde atana kadar! Kardeşim biz ne saçma bir milletiz! Takım 2-0 önde, her şey istediğimiz gibi gidiyor; sen sahaya bayrak sopası atıyorsun! Ortamı fol yok yumurta yokken geriyorsun! Saçmasın, salaksın...

3 haziran'daki Belçika maçını kaybetmediğimiz takdirde bütün korkular biter. Haydi bakalım...

29 Mart 2011 Salı

2011'de Yine Sol Açık



Metin Kurt, Türkiye Komünist Partisi'nden milletvekili adayı. Eski sol açık Kurt, Devrimci Spor Emekçileri Sendikası'nın kurucusu ve sporda her türlü sömürünün karşısında olan güzel insan... Yolun açık olsun.

27 Mart 2011 Pazar

The End



Siz ikiniz Galatasaray'ı bu hale getirdiniz! Şimdi yoksunuz, bir daha da olmayın hayatımızda, olmayın ki açtığınız yaraları sarmak için uğraşırken ayak altında dolaşmayın!

22 Mart 2011 Salı

Bu Nasıl Deplasmansa..

Gruplar belli olduktan sonra İstanbul'a olacak deplasmanlar tek yakın deplasmanlarımız olarak duruyordu. Ama pazar günkü maç gösterdi ki sahada herhangi bir şekilde olmayan takım kadar onları bırakmış bir seyirci de vardı. Ki Oytun'a bile kızdım bu konuda kendisi biliyor. Ne olursa olsun o tribünde Lüleburgaz'dan bir minibüs adam gelmeliydi. Neyse herkes kafasına göre zaten bu kodumun hayatında.

Sahaya gelirsek onlar zaten tam kafalarına göre. Ne bir hırs, ne bir istek. Stadın yapısı itibariyle bizim klubenin arkasında olduğumuzdan hocamızın rakıma direktiflerini direkt olarak biz de duyuyorduk. Biz duyuyorduk da, sahadakiler anlıyor muydu belli değil. Maçla ilgili çok bişey söylenecek konum yok. Zaten yanlış tarif yüzünden stada ikinci yarı varabildik.

Bu takım belki cumartesi günü gider Nazilli'yi yener. Takım tekrar umutlanır ama biz artık umutlanmıyoruz.

Son olarak bu takım küme de düşse, yönetenlerle aradaki ilişki ne kadar kötü olursa olsun o maça gidilmeliydi. Armasında LÜLEBURGAZ yazan takım belli! Yalnız bırakılmaz iki tane karı göreceğim diye!

18 Mart 2011 Cuma

Bu Umut Başka Umut


"umutta mut varsa
umutsuzlukta da umut var"


Demiş şairim Cemal Süreya... Bu Galatasaray için başka bir umut... Umutsuzluktaki umut. Yani bugün kötü günlerden bir umut çıkarmak... Ama her şeyi yeniden ele alarak! Sen Galatasaraysın yaparsın!

13 Mart 2011 Pazar

10 Mart 2011 Perşembe

Halısaha Maçı Desem...

Siz hiç 0-0 biten halı saha maçı gördünüz mü? Ben gördüm bugün Babaeski'de... Lüleburgaz ile Kırşehir arasındaki; profesyonel futbolun inceliklerinden(!) enstantaneler izledik. Topu cezasahasına götürmekten aciz Kırşehir ve ona 2-3 topçusu hariç uyan bizim takım! Dışardan biri izlese şu maçı; "iki takımda küme düşmemeye mi oynuyor?" diye sorardı. Oysa biz play-off'u hedefleyen bir takım değil miyiz... Neydi bugünkü maç tam bir fiyasko! 2 gol pozisyonuumuz var koskoca maçta... Maç başlayınca rehavetten ya da rakibi hafife almaktan gol bulamıyoruz diye düşünürken; ilerleyen dakikalarda neden gol bulamadığımız belli oldu: Başkan kontenjanlı Emre Atalı ve Denizli Belediye'den bedava aldığınız Gökhan (o da enteresan bedava aldığın adamla 2 yıllık falan sözleşme yaparsın; bizimkiler mayıs ayına kadar sözleşme yapmış)! birileri çıkıp anlatsa bana bu 2 adamın takımda ne işi var diye, sevinirim. Bir forvet düşünün bir tane kafa topu alamadı, 2 li mücadelelerden yenik ayrıldı (üstelik Kırşehir stoperleri çok kötüyken); haliyle onun eksiklerini kapatmak için arkasında oynayan adamlar aşırı yoruldu.Emre Atalı'yı anlatmayacağım; onu zaten herkes biliyor bu takımda nasıl oynatıldığını!
Bugün takımın iyileri Cabir ile Semih'ti...Cabir gerçek yerinde (ortasahada) oynayınca, iyi işler yapıyor. Ahmet Hoca sen bu çocuğu geçen sene stoper oynattın di mi? Hay ben senin...
Destek istediniz Başkan, bugün bu soğukta 20 km yol yaptık geldik! BU takım için mi destek istiyorsunuz bizden! Terbiyesizliğin sınırını aşan topçularınız, taraftarla maç sonu diyaloğa giren kadro dışı topçularınız, bu takımda neden oynadığı belli olmayan ve futbolun en basit hareketlerini bile yapmaktan aciz topçularınız... Evet bunlar sizin topçularınız! Türkiye'nin 4 bir yanından adam getirdiğiniz; Trakya çocuklarının oynamadığı bir takım! Evet bu da sizin eseriniz!
Bizi play-off için heyecanlandırıp, neredeyse küme düşmüş takımlara puan vererek; germeyin! Kendi adıma söylüyorum ben çok sıkıldım bu işten.Ya adam gibi bir teknik heyet ve futbol takımı kurun! Ya da bırakın gidin! Elbet bulunur bu takıma sahip çıkacak birileri... Geçmişte olduğu gibi! De haydi...

Not:Babaeski'nin çimi de maşallah çok güzelmiş! Bizim çimlerle kötülükte kafa kafaya
yarışır! Bizim orada ne işimiz var TFF?

9 Mart 2011 Çarşamba

Biz Sonuna Kadar Yürüyeceğiz!

Sizde bu Burgaz çocuklarının neler hissettiğini anlayın ve en azından play-off'u bu şehire armağan edin. Türkiye'nin öbür ucu dahi olsa geliriz yanınıza.

Bu arada eğer son maçımızda şampiyonluk veya play-off'a kalma şansımız olursa eğer o maçı gece oynamak istiyoruz.( Işıklandırmalar elden geçirilip)

7 Mart 2011 Pazartesi

Maç Nerde Oynanacak TFF?



Perşembe günü maçın yeri belli olmamış. O kadar maçın içinde hangi stadda oynanacağı belli olmayan tek maç Lüleburgazspor'un... Tamam zemin berbat, bugün balkondan bakındım da, uzaktan bile orada futbol oynanması zor gözüküyor! Ama TFF'ye sormak gerek, bize stad mı bulamadınız?
Play-off potasına girmememize çok az kalmışken, şu hayati maçları kendi şehrimizde ve stadımızda oynayamıyoruz ya; gıcık oluyorum... Bu sitemimin kimlere olduğunu herkes bilir! O zemin sizin eseriniz beyler!

1 Mart 2011 Salı

Sonunu Getirin

Babaeski'de iki toplamda 3. maçımızdı bu, kendi evimizde ama Burgaz'da oynayamadığımız.

Hatay maçına oranla (ki o maçta bir anda ortaya çıkan baskıdan bahsediyorum) daha derli toplu başladık. Yine baskılıydık,yine gol bulacağımız belliydi. Ama bunu kendimiz beceremeyince Cabir'in ortasını kendi kalesine yollayan Menemen'in 2 numarası çıktı.

İkinci yarıda da aynı şekilde nasıl hücum yapacağını bilen bir takım kimliğiyle oyuna devam ettik. Gol tesadüf eseri bu seferde Serdal'ın şutuna müdahale edip kalecisini kontrpiyede bırakan Menemen'in 4 numarası sayesinde oldu.

Daha sonrasında güllük gülistanlık giden maç hakemin saçmasapan bir penaltı vermesiyle ( faul olduğu bile şüpheli, hadi faul vardı diyelim içerde olduğu şüpheli) biraz stresli hale girsede kazanmasını bildik.

Play-off potasıyla aramızda sadece 2 puan var. Haftasonu Antalya'dan 3 puanla dönersek çıkışımızın bir anlamı olur. Bir önceki maç yazısında dediğim gibi; Umutlandırdınız, utandırmayın.

Yazının en sonunda Levent'i ayrı tebrik ediyorum canını dişine takıp oynadığı için. Hep böyle devam Levo!

25 Şubat 2011 Cuma

I Will Survive

Veda nedir? neden yapılır? Hayır hayır veda eyleminden bahsetmiyorum, Veda'nın neden yapıldığını; içine nelerin katıldığından bahsediyorum... İroni falan da yapmıyorum. ne var ulan bu vedanın içinde, ne var ki o kadar roman,senaryo,şarkı,türkü, film yapıyoruz üstüne... her şeye bu dünyada anlamlar yüklemeye çalıştığımız gibi vedaya da anlam yüklemeye çalışıyoruz, o salak ve içini çoğu zaman boş şeylerle doldurduğumuz beynimize vedanın ne kadar kötü, ne kadar bedbaht bi şey olduğuna dair sinyaller yolluyoruz... sanki veda ettiğimiz her şey çok güzel veya çok anlamlı... Amcam mesela sigara ile vedalaştı ve mutlu işte haydi mutluyu geç adam sağlıklı artık, en azından Türk standartlarında bir kötü alışkanlığına veda etti! veda diyince sahne şöyle açılıyor gözümüzün algıladığı açıda: dış:kız ve erkek yüz yüze bakmaktadır... yağmur sağanağa dönerken, kamera kıza zoomlar: -Erol ben gidiyorum bu şehirden, der! Böylesi ancak filmlerde olur zaten yok öyle vedalar, bi düşünün bakalım nasıl veda ettiniz sevgilinize, ailenize, doğup büyüdüğünüz şehre ya da bilmem neyinize...
Veda neyden yapılıyor? biraz gözyaşı, biraz acı sos (makarnanın ya da köftenin üstüne güzel gidiyor) biraz da insanın hamurunundan kopan bir parçayla mı? (o hamur keşke sadece insanda olsa, siz hiç yavruları zehirlenen ve katledilen bir anne köpeğin gözyaşlarını ve yavrularını her delikte arayan o içgüdüsel hareketlerini gördünüz mü? ben gördüm!) veda hiçbir şey aslında sadece ademoğlunun yaşadığı şeylerden biri, yalın ve hep aynı çerçevede kalan...
Benim için veda ölmek ya da ölen birine toprak atmaktan ibaret! Asıl veda o işte, bu dünyada bir daha varlığına dokunamayacağınız ya da hissedemeyeciğiniz şeyin ölmesidir veda! gerisi... gerisi yok!

Sonuç olarak İstanbul! Sana veda etmiyorum , daha önce bir kez daha olduğu gibi (takriben 8 yaşındaydım) bir süre görüşemeyeceğiz! Biraz özlem olacak tabii bende... ama şairin dediğini bozarak söyleyeyim: "Lüleburgaz'ın en çok İstanbul'a dönüşlerini seviyorum..." Bu 2. ayrılışımız İstanbul... İlkinde o Topkapı'da -şimdi yerinde yeller esen Anadolu otogarında- gözyaşları içinde biraz da şaşkın ayrılırken senden, bir gün geri geleceğimi biliyordum... tam 12 sene sonra geri döndüm sana... şimdi bir kez daha ayrılıyoruz ve bu yukarıda da dediğim gibi bir veda değil, kısa süreli bir ayrılık. (süreyi yeminlen bilmiyorum!) Bir gün elbet buluşacağız...

Not: Zaten iyice kişiselleşen bu yazıya bir kişisel şey daha ekleyeyim... İlk defa İstanbul'dan ayrılıp taşındığım bir şehire Bahar'da gidiyorum! Bak bu bir ilk hayatımda... Göçebeler hep kış öncesi yani güzde giderler yeni yurtlarına... hep öyle yaşadım hayatımı, o yüzden güzleri sevmem pek! Ama şimdi bahar ayında gidiyorum başka bir şehre... Haydi...

Liverpool Sevgisi


Carolin Wozniacki Katar'da katıldığı turnuvada ısınırken.

22 Şubat 2011 Salı

Sürgündeki Prens

Başlığı Mustafa'dan çalayım. Onun son Eskişehir günlerinin lafıydı bu. Bu aralar bizim takımın lakabı olabilir aslında.

İkinci yarının ikinci maçı olması gereken Hatay maçı sahamızın durumu nedeniyle ertelenmişti. Federasyon bu hafta içi oynanmasına karar vermiş. Benimde dün gece haberim oldu bu maçtan.

Ünye maçı Kırklareli'nde oynanmıştı. Bu maçı da Babaeski'de oynadık.Hikayeyi geçelim de maça gelelim artık.

Burgaz'ı en son seyrettiğim maç Bayrampaşa deplasmanıydı. O takımdan bu takıma bir kaç değişiklik var. Kaleci-sağ bek-sol açık ve forvetimiz değişmiş. Sol kanatta başlayıp sağ kanatta bitiren eski oyuncumuz Emre Atalı dışında gelenler fazlasıyla yarar sağlamış gibi görünüyor.

Maça fırtına gibi başlamak denir ya. Bugün Burgaz oyuna öyle başladı. İlk 15 dakikada Hatay sahasından çıkamadı. Bi ara oynadığımız takım grubu sürklase eden Hatay değil mi acaba diye düşünmedik değil. Golü atacağımız her türlü belliydi. Ama gol Hatay sol bekinin Serdal'dan çalım yemekten bıkıp ceza sahasında tekme atmasıyla kazanılan penaltıdan geldi. Golü Mehmet Uzun'la bulduk. İlk yarıda bazı fırsatlar yakalasak da olmadı atamadık.

İkinci yarı başıyla Hatay takımı az biraz diş göstermeye çalıştı ama Burgaz biraz ileri çıkınca pozisyona girmeye tekrar başladık. İkinci golü yan toptan Cabir'in kafasıyla bulduğumuzda oldukça rahatladık ama maçın asıl kopma noktası Hatay'ın 10kişi kalması oldu. 3. gol ise aslında tam anlamıyla şaheserdi. Serdal çalımlarla sıfıra indi içeri çıkardı, yeni 9numaramız Gökhan öndirekte topa ayak koydu ve maç iyice koptu. Burada 4.golü anlatmadan önce Gökhan'dan bahsetmek lazım öncelikle. Fizik olarak gayet iyi. Uzun boylu, sağlam, öyle kolay yıkılmıcak gibi duruyor. İlerleyen maçlarda daha dikkatli izlemek lazım kendisini. 4.gole gelirsek Emre Atalı'nın yerine giren Ercüment'in içeri açtığı topu Hatay'lı defans oyuncusu kendi kalesine yolladı.

Takım beklediğimden çok iyiydi. Özellikle defansta açık vermemek çok iyiydi bence. Hafta sonu Menemen ile oynayacağız. O maç da Babaeski'de olacak diye konuşuluyordu tribünde. İnşallah Babaeskililer bugün tribünde gösterdikleri tavırları(rakip takımı alkışlamak, gol kaçırdığında ahlanmak vahlanmak vs.) o maçta göstermezler.

Takım için ise son cümlem; Umutlandırdınız, utandırmayın!

14 Şubat 2011 Pazartesi

Fenomen!


''Gerçek'' Ronaldo futbolu bıraktı. İzlediğim en iyi golcü. Hoşçakal Şişko! :)

11 Şubat 2011 Cuma

Ünye Maçı

En son ne zaman puan tablosuna baktık bilmiyoruz. Hoş Burgaz'ı en son ne zaman izledik onu da hatırlamıyoruz. Şimdi de maçlar Kırklareli'de oynanacak diyorlar. Ne diyelim Boz Baykuşlardan çalalım sloganlarını. Bu saatten sonra bize de her yer deplasman...

Ha unutmadan maç pazar 13:30'da!

20 Ocak 2011 Perşembe

Vurduğunuz Gol Olsun!


İkinci yarıya Arsin deplasmanıyla başlıyoruz. Maçın başlama saati 13:30. Vurduğunuz gol olsun! Şampiyon olalım.

Biz de ikinci yarıya yeni armamızla giriyoruz. İlk maçta tahta tribünde en arkada demirlerde olacak armamız!

15 Ocak 2011 Cumartesi

127 Saat


Nereye gideceğini en azından bir kişi bilsin...

İnsanın hem kendisine karşı savaşı hem de geçmişiyle savaşı.

10 Ocak 2011 Pazartesi

Bu Sana Son Gelişim!


Bundan sonrası yok! Bu yolculuktan sonra bir daha olmayacak! Bu benim için veda değil özgürlüğüme merhaba olucak! Senden kurtulmaya geliyorum!

31 Aralık 2010 Cuma

Mutlu Yıllar

Güzel bir yıl olsun artık!

23 Aralık 2010 Perşembe

Gençler Deplase Olunuz...

Bir nokta açık, deplasman aralarındaki şiddet dozu yüksek. Çünkü Türkiye'de deplasman böyle bir şey. Ama onca yoldan kazasız belâsız dönmemiz de tesadüf değil. Sonuçta, siz belanın üstüne üstüne gitmedikçe çoğu zaman şiddetin etkilerinden sıyrılabilirsiniz. tavsiyelerde bulunmayı pek sevmem ama yine de diyorum ki: gençler, deplase olunuz!

Özellikle gençlere söylüyorum çünkü bir yaştan sonra deplasman yorgunluğu bünyeyi sallayabiliyor. Dahası, yol arkadaşı bulmakta güçlükler ortaya çıkıyor ki, deplasman da tek başına çekilecek iş değil... Evet, deplase olunuz. Takım sevgisini rasyonel biçimde açıklamanız gerekmez ve takımınızı gerçekten seviyorsanız, deplasmanın meşakkatlerine değer. Şehrinizden yüzlerce kilometre ötede, takımınızın arkasında bir ses olursunuz, az şey mi? Doğru, futbol seyir sporu olarak çok güzel, seyircilik bir zevk. Ama "taraftar" olmak, seyirciliği de kapsayan ve bunun ötesine geçen bir şey. "Tribünde" olmak değil "tribünden" olmak, söylendiği gibi sürüye katılmak değil paylaşmak, belki zaman zaman kendini kaybetmek ama zaman zaman da kendini bulmak, yalnızca takımın en parlak günlerinde sokakları korna sesleriyle inletmek değil iyi günde kötü günde birlikte yürümek...

Elbette taraflarlar çeşit çeşit. Herkes maçlara bu ruhla böyle niyetlerle gelmiyor. Ama bu ruhla, bu niyetle gelenleri de kimse engellemiyor. Yani yine diyorum ki, deplase olun, taraftar olun, "tribünden" olun. Zaten, bence, seyirci değil taraftar olduğunuz zaman, tribün sosyalizme benzer. tribünle de sosyalizmle de bir kere buluştuktan sonra hiç ayrılmamak en iyisidir. Ama ayrılsanız bile, birlikte geçirdiğiniz zamandan miras, tanımı zor bir şeyi hep taşırsınız. O güzel bir şeydir. üstelik biz, "gitmeyin" sesleri arasında yollara düştüğümüz her haftasonunda yaşadıklarımızı ayrıntılarıyla hatırlıyoruz, hatırladıkça eğleniyoruz. Bize "gitmeyin" diyenler neler yaptılar acaba o haftasonlannda, aynı yükseklikte bir hatırlama ve eğlenme oranı tutturabiliyorlar mı? *


Pazar 13.30

Çetin Emeç Stadyumu


*Can Kozanoğlu-Futbol ve Kültürü(Tanıl Bora)

19 Aralık 2010 Pazar

Sadece 3 Puan Değil!

Bu maçın anlamı 3puandan daha fazlasıydı. Çünkü herkesin 3 puanı cebe koyduğu bir Malatya karşısında puan kaybı telafi edilemez olurdu.

O çamurda mücadele eden bütün takıma galibiyet için teşekkürler.

Unutmadan! Burası Trakya, burası Lüleburgaz! Nolur vazgeçin kolbastıdan. Biz de sizinle beraber yaşayalım galibiyet sevincini!

13 Aralık 2010 Pazartesi

Ali Sami YEN'i Anlamak...


Fakirliğin kol gezdiği 1940'lı yıllarda G.Saray'da A 4 sınıfında okuyan öğrenciler olarak stat için elimizde avucumuzda ne varsa verdik. Sonra futbolcu olarak unutulmaz başarılar yaşadım. Bir tarih kapandı ama anılar hep gözümün önünde.
Ali Sami Yen Stadı'nın bende çok büyük hatıraları var. G.Saray Lisesi'nin Ortaköy'deki ilk kısmında okurken, G.Saray Kulübü'nden bir talep geldi. 'Stat yapacağız' dediler ve 'Sizlerden maddi destek istiyoruz' diye de ricada bulundular. Her sınıfa gittiler ve G.Saray'ın böyle bir stada temel harcı olarak bizlerin vereceği katkıyı büyük bir yüreklilikle istediler. Hepimiz coşmuştuk.
Makbuzlar, 5 ve 10 kuruşluktu. Bu söylediğim aşağı yukarı 1940'larda olan bir olaydır. Paranın özellikle talebelerin cebinde çok az bulunduğu bir zamandır. Ama biz gidip de verilen haftalıklarımızı herhangi bir yerde sarf etmektense hatta makbuzsuz, karşılıksız kulübün bu girişimine faydalı olmak dileğiyle cebimizde ne varsa verdik.
ARTIK G.SARAY'IN DEĞİL
Yıllar da geçse diyorduk ki 'hatırlanacağız...' İşte bak bugün hatırlanıyoruz.
4-A sınıfındaki arkadaşlarımın çoğu rahmetli oldu ama benim gibi hala yaşayanlar var ve G.Saray'ın yaptırdığı bu stada hep beraber para verdik diye o günkü mutluluğumuz halen devam ediyor. Bazen buluşuyor, yıllar öncesini hatırlıyoruz. Ne güzeldi o günler. Ama şimdi stat G.Saray'ın değil.
G.Saray Lisesi'nin ilk kısmını bitirdikten sonra Beyoğlu'ndaki Lise'ye geçtik. Zaman öyle çabuktu ki, birden bire kendimi lise kısmında buldum. Lise takımında santrfor oynuyordum. G.Saray'ın A takımında ise kaleciydim. O zamanki lig maçları Ali Sami Yen'de oynanmaya başladı. Zira bizlerin zamanında tribünleri olmayan ama sonradan tribünleri yapılan bu statla G.Saray övünüyordu. Deniz tarafına tribün yapmıştı kulüp. Harcadığı para da 200 TL'ydi. Ama o zamanlar bu para büyük paraydı doğrusu. Antrenmanlara gelirken tabii ki tramvaylara biniyorduk. O zamanlar Şişli deposunda iniyorduk. Zira daha ileriye ray yoktu. Ve Bülent ağabey önde, gençler arkada, Mecidiyeköy'deki stada doğru yürüyorduk. Baraka gibi soyunma odamız vardı. Topraktı saha. O zamanlar çim sahada oynamak harcımız değildi...
PIRLANTAYA KARŞI TENEKE
Her antrenmandan sonra iki kolumda ve dizimde olan kanamaları masörümüz Baba Yorgo temizler tekrardan bizi maça hazırlardı. Günler su gibi geçti. G.Saray kalesinde oynamanın yanı sıra kaptan da oldum.
Sene başında saha çimlenirdi sonra o çimenler gider yerini toprağa bırakırdı. En önemlisi o zamanki başkanımız Suphi Batur, bize Ali Sami Yen'i anlatırdı. G.Saray'ın nasıl kurulduğunu izah ederken ağlar, bizi de ağlatırdı. Bu bir üzüntü ağlaması değildi, doğrusu G.Saray kurucusu Ali Sami Yen'in G.Saray'da yaptığı iyi şeylerden dolayı kendisine gösterdiğimiz sevgi ve saygıdandı.
Ali Sami Yen'in gözleri şimdi yaşlı. Nedeni G.Saray onu terk etti. Pırlanta yüzüğü bir teneke yüzüğe tercih ettik. G.Saray'ın yeni stadı var deniyor.
İnanın içimden gidip bakmak bile gelmiyor. Ali Sami Yen'de galibiyetler, zaferler kazandık. Şampiyonluk kupaları aldık. Yenilmedik mi tabii ki yenildik ama bu yenilgiler bizi hiçbir zaman yıldırmadı. Sonunda arzuladığımız yere ulaştık. İşte o Ali Sami Yen'in gözleri yaşlı demiştim.
ALİ SAMİ YEN AĞLIYOR
Dikkat ederseniz G.Saray oradaki son lig maçını kaybederken Ali Sami Yen'in kemikleri sızladı. Sulu kar şeklinde yağan yağmur, sanki Ali Sami Yen'in gözünden inen yaşlar gibiydi.
Herhalde aradan bir gün geçmesine rağmen kurucu başkanım Ali Sami Yen hala ağlıyordur. Ne diyeceksiniz, G.Saray son maçında bu formaya yakışmayacak şekilde yenildi ve herkesi üzüntüye itti. Şimdi herkes düşünüyor; G.Saray nereye gidiyor diyorlar.
Bunun cevabını kim verebilir?

Turgay Şeren

12 Aralık 2010 Pazar

afili parçalar (madde 33: karanlıkta nüfus sayımı)

33. karanlıkta nüfus sayımı

Babamın öldüğü gün birine âşık olmuştum. Bazen böyle olur, her şey üst üste gelir. Metrodaydım, boş yerler vardı ama en köşede ayakta duruyordum. Onu düşünüyordum, romantik şeyler değil, bir buluşma ayarlayabilmek gibi pratik şeyler ve kaç istasyon sonra inmem gerektiğini de düşünüyordum diğer yandan. Yirmi bir yaşındaydım o zaman, ama çarklar hep döner, her yaşta döner. Büyük bir kentteysen bir sürü gereksiz şey bilmen lazım yoksa kendini salak gibi hissedersin. Sonuçta inmem gereken istasyonda indim. Eve gittim. Herkesin yüzünde aynı ifade. Ölüm haberi vermek zorunda kalanların yaşamaktan duydukları tatlı utanç. Bunlar çehrelere asılı açık kanıtlardır. İlk insanlardan bu yana incele incele bu hale gelmişlerdir. Bir gün öyle bir dil gelişecek ki tek laf etmeye gerek kalmayacak. Herkesin yüzünden anlaşılacak ne demek istediği. Neden diye sordum, ölüm sebebi yani. Söylediler. Gerçek yaşama sevincini görmek istiyorsanız mezarlıklara gidin, orada gezen insanların yüzlerine bakın.

İhtiyar gassali hatırlıyorum babamı yıkadığı mermerin önünde. Beyaz sakallıydı. Ama rüyalara giren aksakallı dedeler gibi değil, Hemingway gibi. İşini seviyordu ve çok konuşuyordu. Bu tarz işleri yapan adamların fazla konuşmaması gerekir. Ama o bunu takmıyordu. Bir sürü şey sordu. Cevap vermedim. Cevap alamadığı her sorudan sonra ayrı ayrı şaşırıyordu. Büyük bir samimiyetle şaşırıyordu. Konuşulmaması gereken yerler vardır. Çocuklara ve ihtiyarlara anlatamazsın bunu. Hepsi doğal anarşist.

Cenaze günü çok soğuktu. Sonra hep uyumak istedim. Doğal sakinleştirici. Sevdiğiniz biri öldükten sonra yaşama tekrar devam etmek bisiklet kullanmayı öğrenmeye benziyor. Ama yokuş aşağı giden bir bisiklet oluyor bu. Dengeyi sağlamanın tuhaf coşkusundan bahsetmiyorum burada ya da sadece bundan bahsetmiyorum. Kafayı gözü yarmak üzere olmanın korkusundan da bahsediyorum. Ne demek istediğimi sahiden anlıyor musunuz?

Sonra zaman geçti. Zaman hiçbir şeyi düzeltmez. Daha beter de etmez. Zamandan bağımsız şeyler bunlar. Karanlıkta uzanıp bir sigara daha yakmaktan başka bir şey gelmiyordu elimden. Babam öldüğü için değil. Âşık olduğum için değil. 21 yaşında olduğum için değil. Öyle olması gerektiği için.

Sonra biraz içtim ve telefona sarıldım. Bu adil bir şey değil. İki taraf için de. İnsanlar sizin alkollü olduğunuzu anlar ama bellekleri bunu böyle kaydetmez. Çünkü gelen sadece sestir. O sesin üstüne en ayık halinizi yerleştirir bellek. Bellek böyle namussuz bir orospu çocuğudur işte. Sizi üçkâğıda getirmek için elinden gelen her şeyi yapar. Hepimiz yanlış hatıralara sahibiz. Öyle yaşanmadı onlar. Hatıralarını yazan ihtiyarları düşünün, kitabı bitirdikleri zaman öleceklerini bilirler, o yüzden bitiremezler bir türlü, yaşamak için sallamayı sürdürmeleri gerekir.

Onu aradım ve seni seviyorum dedim. Çarklar durdu, yargılama bitti. Hayatımda ilk kez çekip gitmek istemiyorum. Şimdi bile utanıyorum söylediklerimden. Herkesin kalbinin çizildiği bir yer var. Orada görünmez bir duvara çarpıyorsun. Daha öteye gidemiyorsun. Bütün dünyan o çakıldığın yerden uzanabildiğin yere kadar oluyor artık. Benim çakıldığım yer de o günlerde bir yerde işte. Ama tam nerede bilemiyorum. Hiçbir zaman da bilemeyeceğim bunu. Orası beni daha iyi bilecek.

Sonra konuşalım dedi. Sonra konuştuk. Hastanenin karşısındaki otoparkta. Otoparkın bir köşesini oto yıkamacıya çevirmişlerdi diğer köşesini çay bahçesine. Çok amaçlı grotesk bir yer. Ne konuştuğumuzu yazmayacağım. O kadar da değil. Çünkü bunlar özel şeyler. Zaten ben hayatımı anlatmak istemiyorum ki. Yaşadıklarımı düşünerek oradan bir sonuca varmak istiyorum sadece. Sanırım demode bir yazarım. Genellemeleri seviyorum ve noktayı koyduktan sonra ardımda iyi kötü bir anlam bırakmak istiyorum. Artık bunun bir anlamı kalmadığını düşünsem bile böyle yapıyorum. Lanet olsun, öyle alıştım çünkü, nasıl başlarsa öyle gider.

Sonra yine zaman geçti. Zaman geçmesi önemli değildir. Sanırım bundan bahsetmiştik. “O zamanlar bir şeyleri reddetmeye ihtiyacım vardı ve sen tam bunun üstüne geldin,” dedi. “O kadar iyiydin ki o zaman. Annem sanki bu yüzden yedi ay daha yaşadı. Ne demek istediğimi sahiden anlıyor musun?” Anlıyordum. İki karışlık mesafede, birbirimizi göremeden uzanmıştık. Kaç kişi olduğumuzu bilemeden uzanmıştık o karanlıkta, yanımızdaki ölülerle beraber uzanmıştık. Karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır. Yaşayanlar bir sigara yakar.

Emrah Serbes

11 Aralık 2010 Cumartesi

Elveda...

Karını, kışını, yazını, soğuğunu gördük... Şimdi sen ellerimizden gidiyorsun. Betonun ruhu olur mu? Olur... Elveda Sami Yen...



Bu gitmeler gitmek değil...

7 Aralık 2010 Salı

Zûlm ile abad olan sonunda berbad olur...


Copu ölümüne sallayan, kimyasal gazı böceğe sıkar gibi sıkan memur, sözüm sanadır.
İnsan dediğin düşünür. İtiraz etmeyen koyundur. Bugün iki ayağının üzerine dikilmişsen, düşünen ve itiraz edenlerin yüzü suyu hürmetinedir.
Sen bir yoksul çocuğusun. Hali vakti en yerinde olanınızın bile, size ‘vurun’ diyenlerin zibilliğindeki çöp kadardır varlığı. Varlığınız ancak onların zibilliğine armağan olabilecek kadardır.
Bunları unutma, aklının -varsa eğer- en sağlam yerine yaz!
Bu zulüm düzeni, bu bezirgân saltanatı, biraz da sana bunları düşündürtmemek üzerine kurulu.

Candan aziz evlat
“Bu da bir ananın, babanın evladı” demeden vurduğun gençlerin içinde senin kardeşlerin var. Herkese eşit eğitim hakkı istiyorlar. “Bunun bana ne zararı var?” diye bir an olsun düşünmez mi insan?!
Senin meslekteki büyüklerin, vaktinde aynı talepte bulunanlara aynı zulmü uyguladığı için, sen doktor değil de polis oldun. Bunu da aklının -kaldıysa eğer iğdiş edilmeyen bir yeri- aha işte oraya yaz!
Vurduğun gencin yaraları üç-beş güne kalmaz sağalır. İçeri attığınız sonsuza kadar orada kalmaz. Ama sen vurduğun her copla canından aziz bildiğin kendi evladının artık bir polis bile olamamasını sağlıyorsun, farkında mısın? Onların zibilliğine yeni çöpler yetiştirmek için mi bu kadar iştahın, öfken?
“Zulmün artsın ki zeval bulasın” lafını yoksul anana sor, ne dehşetli bir kökü olduğunu, nice zalimin sonunu rezil ettiğini sana kendi meşrebince anlatacaktır.

Kan bulaşığı silinmezmiş
Zulümleriyle efsane olmuş abilerin vardı. Vurdukları yerde kan biterdi.
Belki çoluk çocukları vardır, onların hatırına adlarını yazmayacağım.
Ellerindeki kanı kırk derenin suyu temizleyemedi. Ağlaya ağlaya kafasına sıkanları duyduk. Kan bulaşığı silinmezmiş, sonradan anladılar.
Kana bulaşan ellerle masum yavrular sevilemezmiş, geç öğrendiler. Bir sevgiliye dokunulamazmış, bilemediler.

İş bitince...
İşleri bittiğinde bir kerhane çaputu gibi fırlatılıp atıldılar.
Ve ancak o çaput kadar insanlığın hafızasına yazıldılar.
Bunları, sütünü emdiğin fukara ananın hatırına, hâlâ insanca çarpan bir yüreğin varsa eğer, oraya yaz.
Yaz yaz da nereye kadar?
En iyisi yazmayı bırak, oku, düşün, itiraz et!
Bu toz duman dağıldığında kendi çirkinliğinle baş başa kalma.
Her gecenin bir sabahı, her zulmün bir sonu vardır.
Vurduğun gençlerin adaleti, sana bu emri verenlerin aklına ve kalbine sığmaz.

Kendi geleceğin
Yoksul, yoksulu kokusundan tanır. Onlara sığın, seni hayatında hiç görmediğin bir insanlıkla kucaklayacaklardır.
Bu gençlerin düşlediği dünya gerçekleştiği gün, onlar oturup, “Bu insanlar bundan da iyisine layık” diyerek yeni düşler kuracaklar, emin ol...
Kendi geleceğini de karartma.
Vurduğun kendi çocuğunun geleceği ve onurudur.
Bu sözüm de sana bu emri verenlere...
Bundan sonra vuramayacaksınız! Kendi bedenimizi de onların yanına koyacağız. İki birden büyüktür. Kuzuyu kurda boğdurtmayacağız!

Sıtkı Süreyya Önder
07/12/2010- Radikal

Yaşasın Kış Geldi


Bıktık yalancı bahardan, hazandan. İçimiz üşüsün az biraz...

6 Aralık 2010 Pazartesi

Fluminense!



Brezilya'da şampiyonun rengi YEŞİL-KIRMIZI!!!

5 Aralık 2010 Pazar

İçimiz Isındı

Kış gelsin gelsin dedik. Tam olarak bir günde geldi. Bu soğukta, o çamurda maçı kazanmak önemliydi kazandık. Samet'in frikik golü olmasa başka türlü gol atmamız zordu ama kazandık işte.
Frikikten önce tüyo geldi tribünden. Kerem Abi bizimleydi. Bunların kalecisi top kaleyi bulsun alır içeri dedi. Dediği de oldu. Neredeyse kaleyi tutan tek şut 3 puan.

Comche'nin dediği gibi mühim olan kötü oynarken 3puan almak.

3 Aralık 2010 Cuma

Sözümüz Söz

İki haftadır dışardaydı Burgaz. Tekrar eve dönüyoruz Nilüfer maçıyla. Kazanmak istiyoruz artık.

Pazar saat 13:30

29 Kasım 2010 Pazartesi

Acısada Öldürmez




Zaten siz yıkılmışsınız çoktan... Stadı yıksanız neye yarar!!!

24 Kasım 2010 Çarşamba

Hepiniz Işık Olun



Annem başta olmak üzere tüm öğretmenlerimizin "Öğretmenler Günü" kutlu olsun...

15 Kasım 2010 Pazartesi